E-ticarette marka stratejisi ve unique value proposition (UVP – tekil değer önermesi)
“Anlamlı bir UVP’ye sahip olabilmeniz için müşteriye bir değer sunmanız ve bunun da müşteri için faydalı olması ve sizi tercih ettirmesi gerekir.”
E-ticaret dünyasındasınız ve işler beklediğiniz gibi gitmiyor ya da ne beklemeniz gerektiğini fazla da düşünmeden olduğu kadarıyla yetiniyorsunuz. Birçok kurum bu durumda ne yapması gerektiğini tam olarak bilemediği için e-ticaretin alt kırılımları ile ilgili aksiyonlar alır. Örneğin daha fazla reklam harcaması yapar, verimliliğe odaklanır, hatta kimi şirketler bunları yapmadan iade konusuna odaklanır. Oysa tüm birimlerin çatısını oluşturan “marka” yeterince iyi konumlanmadıysa ve süreçler ona uygun hazırlanmadıysa malesef yeterince iyi sonuçlar alınamaz.
Bu nedenle e-ticarette marka stratejisi çok önemlidir. Zaten hayatımızdaki e-ticaret firmalarına baktığımızda, bunların tamamının iyi bir marka stratejisiyle yaşamlarına devam ettiğini görürüz. Artık hayatımızda yer almayan e-ticaret şirketlerine baktığımızda ise birçoğunda bu konuda eksiklikler görürüz. Ya marka yeterince iyi planlanmamıştır ya da şirketin işleyişi ile marka arasında kopukluk vardır.
E-ticaret sektöründeki herkes her konuda en iyisini yapmaya çalışır, ancak kimi zaman bir seçim yapmak gerekir. Eğer tekil (unique) bir ürünün üreticisi değilse hiçbir şirket en iyi deneyimi, en mükemmel iade koşullarını, pazardaki en uygun fiyatlarla ve kendisini ayrıştıran hizmetlerle sunamaz. Bu nedenle önce ne olduğunuzu ortaya çıkarın. Müşteriler sizi niye tercih edecek? Neden başkalarından değil de sizden alacak? Unique value proposition (UVP), yani tekil değer önermesi konusunu mutlaka çözmelisiniz. Bunun için neyi, nasıl sattığınıza bakıp sizi pazardaki diğer firmalardan ayrıştıran bir şeyi ya da bir şeyleri sahiplenmeniz gerekir. Yapmadığınız takdirde müşteriye söyleyebileceğiniz tek şey, ‘“bizde daha ucuz” olacaktır. Eğer markanız buna göre planlanmadıysa, o da sürdürülebilir bir yaklaşım değildir. Bunu çözdüğünüzde işler çok daha kolay ilerleyecektir. Örneğin koşulsuz müşteri deneyimini ön plana çıkartan bir şirket, problem yaşanan müşteri ilişkileri departmanı için müşteri ilişkileri elemanı ya da yeni bir kategori için satın alma uzmanı arasında tercih yapacaksa, hangi yönde karar vermesi gerektiğini bilir. Aksi takdirde kararlar o günün ruh haliyle verilir. Bu da kısa vadede iyi sonuçlar verse de orta-uzun vadede sorunlar yaratacaktır.
Hakan Orhun’un köşe yazısının tamamını okumak için tıklayın




















