Sarı Taksi vs Uber
Sarı taksi vs Uber kıyaslaması, siyaset, spor, sanat vb. başka mecralarda bir metafor olarak kullanılmaya başlandı.
Son günlerde hepimizin bildiği gibi bir anda fenomen olan “sarı taksi vs Uber” konusunu bu ayki yazımızda farklı açılarından değerlendirmek istiyorum. İsterseniz önce bu konunun neden bir anda gündeme geldiğini hatırlayalım.
Türkiye’de son yıllarda faaliyet gösteren Uber şirketinin araçlarına ve dolayısıyla araç içindeki yolculara taksi şoförleri tarafından önce tacizler, sonra da fiziksel şiddete varan saldırılar yapıldı. Bu olaylar günümüzün internet ve sosyal medya ortamında haber ve görüntü olarak hızla yayıldı.
Zamanlama olarak Uber’e karşı açılmış olan mahkeme günü de benzer tarihlere denk geldi. Son olarak da Taksiciler Odası’ndan üstü kapalı bir tehdit mesajı yayımlandı. Arka arkaya gelişen bu olaylar sosyal medyada hızla ve çok fazla etkileşim alarak yayıldı.
Bunun yanı sıra sosyal medyanın gücüyle birlikte “sarı taksi vs Uber” kıyaslaması, olayın kendisini aşıp siyaset, spor, sanat vb. başka mecralarda bir kıyaslanma aracı ve bir metafor olarak kullanılmaya başlandı. İsterseniz bir anda gündemimize yerleşen bu kıyaslamanın öncelikle kendisini analiz edelim, sonra da metafor olarak neyi kastettiğini bulmaya çalışalım.

Sarı taksi
Önce verilerle başlayalım. İstanbul’da taksicilik yapmak devlet tarafından bir kanuna bağlı. Bir başka ifade ile isteyen istediği şekilde taksicilik yapamıyor. Bu sebeple, bu yasaya uygun olmayan şekilde yapanlara “korsan taksi” deniliyor. Sadece İstanbul’da bugün itibariyle 17.395 kayıtlı taksi plakası var. 1989 yılından beridir de artık yeni taksi plakası verilmiyor.
Ekonominin en temel yasası olan arz-talep kanunu gereği, talep artarken arz artmayınca ürünün değeri gittikçe artıyor. Bu sebeple taksi plakasının ikinci el piyasası yaklaşık 1,7 milyon TL’ye ulaştı. Aynı zamanda alıp satması da çok kolay, anında yapılabiliyor. Açıkçası ev alıp satmaktan daha kolay…
Yukarıda belirttiğimiz gibi arz olmayınca bu işin üç türlü gelir modeli oluştu:
- Plaka alıp satmak, yani ikinci el piyasası
- Plaka kiralama
- Plaka alıp taksicilik yapmak
Bu sektörün devlet eliyle bir de arz musluğunun kısıldığını düşündüğünüzde, yukarıdaki her üç modelde de ciddi karlar kazanılmaya başlandı.
Yaklaşık 20 milyonun yaşadığı İstanbul’da yaklaşık 18 bin taksinin olduğunu ve müşterilerin toplu taşıma ve kendi araçları dışında başka alternatiflerinin olmadığını düşündüğümüzde, ne kadar karlı bir işe dönüştüğünü daha iyi anlayabiliriz.
Peki bu karlı gibi görünen sektörde neden taksiciler mağdur olduklarını ifade ediyorlar? Neden taksicilik mesleği düşük gelirli kategorisinde değerlendiriliyor? İsterseniz biraz da onu inceleyelim. Önce taksicilik sektöründe kimler para kazanıyor sorusunu soralım.
1. Komisyoncular:
Taksi plakası alım satımını organize eden kişiler, tipik bir komisyonculuk geliri elde etmektedirler. Bir nevi emlakçılık gibi… Ancak burada komisyoncuların sayısı emlakçılara göre çok daha azdır.
2. Plaka sahipleri:
Plaka sahipleri ya plakaları alıp satarak gelir elde eder -bir nevi çok lüks bir semtte ev alıp satmak gibi düşünebilirsiniz- ya da bu plakalarını kiraya vererek gelir elde ederler. Plakanın alım satım maliyeti arttıkça kira fiyatı da doğal olarak artmaktadır. Kiralar yıllık yaklaşık 80 bin TL civarındadır.
3. Taksi durakları:
Özellikle yoğun müşteri potansiyeli olan bölgelerde (havaalanı, AVM’ler, siteler vb.) yapılanan bu organizasyonlar, kendilerine kaydolan taksilerden aylık sabit bir ücret alırlar. Bunun karşılığında da yüksek bir müşteri trafiği vadederler.
4. Korsan taksi:
Plaka almadan, dolayısıyla yatırım maliyeti olmadan taksicilik hizmetinin aynı şekilde verilmesidir. Sarı taksiden tek farkı plaka alınmadığı için yatırım maliyetinin olmaması ve taksimetre üzerinden değil, daha çok gidilen semte göre sabit bir ücretlendirme ile çalışmasıdır.
5. Taksi şoförleri:
Bu gelir modellerinin içinde en az payı alan grup bunlardır. Gün bazında plaka sahibine ve eğer kaydoldularsa ay bazında durağa ücret öderler. Kazandıkları paranın geri kalanı da yakıt maliyeti ve diğer masraflar (yol, köprü vb.) çıktıktan sonra kendilerine kalır.
Özetle bu iş sadece belli bir sermayesi olanların tekelinde dönmeye başlayan ve bir meslek/hizmet olmaktan gittikçe çıkan, bir yatırım aracına dönüşen bir sektör haline gelmeye başladı.
Bu bilgilerin sonucunda esas soruyu soralım: Peki sektörde hepimizin bildiği gibi bir de Bitaksi ve iTaksi var. Onların sektördeki yeri nedir? Neden onlara karşı bir tepki yok? Bu iki taksi çağırma uygulaması ve Uber tarafını da gelecek sayıda paylaşalım.
Diğer e-ticaret köşe yazılarını okumak için tıklayın.
E-ticaret Çağı Nisan sayısını ücretsiz okumak için tıklayın.




















