E-dönüşüm Yolculuğu
E-dönüşüm, işletmelerin kendilerini geleceğe taşımalarına ön ayak olduğu gibi sektörlerin kalkınmasında da anahtar bir rol oynuyor
Yeni nesil tüketim alışkanlıkları ile teknoloji ve bilgi çağının getirdiği dönüşüm süreci, ticaretin geleceğini nasıl etkiliyor?
Son 30 yılın inanılmaz bir teknolojik evrime sahne olduğunu iddia etmek yanlış olmaz. Toplumlar, teknolojik yenilikler sayesinde artık her zamankinden çok daha hızlı bir şekilde geleceğe uyum sağlıyor. Bunun hem nedeni hem de sonucu olan “dijital” kavramının da insan hayatının en ücra köşelerine dahil olmayı sürdürdüğüne şahit oluyoruz.
İnsanlığın tarih sahnesinde yer almaya başladığı günlerden bu yana iş yapış biçimleri çeşitlilik gösterse de, pazar ekonomisinin temel taşını oluşturan ticari faaliyetlerin daima toplumların gündeminde kaldığı rahatlıkla savunulabilir. Dolayısıyla e-ticaretin de, her tür yeniliğe ilk olarak adapte olan ticaret faaliyetlerinin sürdürdüğü evrimin “şimdilik” son halkası olduğunu kabul edebiliriz.
Genellikle İngilizce karşılığı ile disruptive olarak anılan yıkıcı teknolojiler, geçmişten günümüze hemen her sektörde olduğu gibi ticaret söz konusu olduğunda da iş modellerinin çok daha pratik, daha az maliyetli ve daha kazançlı yöntemlerle sürdürülmesine imkan sağladı. Şöyle bir düşünün; bulut teknolojisi sayesinde güvenli depo alanları yaratılabiliyor, mobil uygulamalar aracılığıyla zamandan ve mekandan bağımsız bir şekilde müşterilere ulaşılabiliyor, sosyal medya platformları üzerinden eş zamanlı pazarlama (real time marketing) yapılabiliyor.
Tüm bu imkanlar yalnızca yaklaşık 15 yıl önce yaygınlaşmaya başladı. Bu açıdan bakarak 15 yıl sonra ticaretin varacağı noktayı bir hayal edin. Oldukça nefes kesici değil mi?

Dijitalleşme sürecine genel bakış
İşletmelerin, organizasyonların ve hatta devletlerin e-dönüşüme katılımlarının sağlanması için teknoloji tek başına yeterli olmayacaktır. Doğru bir strateji kurgusu ve geleceğe dönük bir vizyon da sağlıklı dijitalleşme sürecinin olmazsa olmaz parçalarından. Ancak ve ancak söz konusu bileşenler bir araya getirildiğinde, kurumların dijital ekonomide rekabet güçlerini artırabilmesi söz konusu olabilir.
Bunlar için ise öncelikle dijitalleşmenin önemi ve e-dönüşüm ile elde edilebilecek kazanımların bilincinde olmak gerekiyor. E-dönüşüm konusunda farkındalık geliştirdikten sonra ise firmanın dijitale uyum sağladıktan sonraki geleceği hakkında fikir yürütmek oldukça faydalı olacaktır. Bu noktada, hedefler ortaya konmalı ve söz konusu hedeflere yönelik aksiyon planları çıkartılarak, e-dönüşüm anlamında hangi adımların atılacağı belirlenmeli.
Son aşamada artık tüm planlamaları hayata geçirmek için teknolojilerin geleneksel süreçlere entegrasyonu sağlanmalı, iş süreçleri dijital operasyonlarla optimize edilmeli ve gerekiyorsa çalışanlara bu konuda eğitimler verilmeli. Çünkü başarılı bir dijital dönüşüm için firma amacının ve atılacak hamlelerin belirlenmesi kadar, bu sürece uyum sağlamaya motive olmuş çalışanlara sahip olmak da kritik bir öneme sahip.
E-dönüşüm, işletmelerin kendilerini geleceğe taşımalarına ön ayak olduğu gibi sektörlerin kalkınmasında da anahtar bir rol oynuyor. Dijitalleşen firmalar, hızlı ve pratik iş süreçleri ile müşteri deneyimini geliştirebildikleri için, bir yandan memnuniyet oranını artırıp diğer yandan da ekosistemde yer alan başka firmalarla da güven bağı kurulmasında etkin bir görev üstleniyorlar.
Bunun yanı sıra organizasyonel yapısını dijitalleştiren işletmelerin, sektörel standartları daha üst seviyeye çıkartarak, ekosistemi oluşturan diğer firmaların da hizmet kalitesini artırmalarına katkıda bulunduğu da savunulabilir. Küresel e-ticaret devi Amazon, bu anlamda en iyi örneklerden biri. Amazon’un gelecekte karşılaşılabilecek ihtiyaçlara yönelik yürüttüğü inovatif yaklaşımları, sektördeki rakiplerine de ilham veriyor.
E-ticaretin sona ermeyen dönüşüm yolculuğu
Ticari evrimin günümüzdeki zeminini oluşturan elektronik ticaret, başlarda pek çok kullanıcı için riskli bir yöntem olarak görülüyordu. Çünkü e-ticaret siteleri, müşterilerin satıcılarla etkileşime geçmesi için yepyeni bir platformdu ve geleneksel alışveriş yöntemlerine aşina olan müşteriler, dokunmadan ve görmeden alışveriş yapmaya teşvik eden bu yeni sisteme doğal olarak şüpheyle yaklaşıyorlardı. Üstelik erken dönem e-ticarette, ödeme süreçleri de bir hayli uzun sürüyordu.
Tüketici beklentilerine göre e-dönüşümünü sürdüren e-ticaret serüveninde bugün artık online ödemeler son derece hızlı ve güvenli, ürün tedarik süreçleri oldukça süratli. Durum böyle olunca internet üzerinden pratik bir şekilde alışveriş yapma imkanı veren e-ticaret yönteminin popülaritesi de hızlı bir ivmeyle artmaya devam ediyor. Bu da elbette satıcılar ve yeni kurulacak girişimler için mükemmel bir fırsat ortamı anlamına geliyor. Peki evrimi devam eden e-ticaretin geleceğinde bizi neler bekliyor?
Son dönemlerde kişiselleştirme yaklaşımını benimseyerek tüketicilerin bireysel beğenilerine göre ürün ve hizmetler sunan firmalar, müşterilerin de yoğun ilgisi ile karşılaşıyor. Ancak bu imkan, e-ticaretin ilk yıllarında hayalini kurmanın bile çok zor olduğu bir durumdu. Diğer yandan kişiselleştirilmiş, yani kişiye özel, ürün ve hizmet üretiminin bir sonraki aşamasında online perakendeciler, müşterilerinin zihinlerindeki ürünün bire bir aynısını üretebilecekler. Bunun için de online kullanıcının, doğru verileri e-ticaret sitesi üzerinden satıcıya iletmesi yeterli olacak. Sonrasında verilen ölçülere, tasarım modeline ve elbette kullanıcının tarzına tam uyan ürünlerin verilen adrese teslimatı gerçekleştirilebilecek.
Mağaza görevlisi ile fikir alışverişi yapmadan satın alma gerçekleştirmek zorunda olmak, günümüzde e-ticaretin dezavantajlarından biri olarak görülüyor. Fakat e-dönüşüm yolunda adım adım ilerleyen pek çok e-ticaret firması, bunun çözümü için de kollarını sıvamış durumda. Çok yakın bir zamanda kullanıcı verilerinden yola çıkılarak oluşturulan algoritmalar yardımıyla ürün/hizmet önerilerinde bulunan chatbot’lar, tüm dünyada yaygın olarak kullanılabilecek. Böylece hem e-ticaret satışları artırılabilecek hem de müşterilerle daha uzun vadeli ilişkiler kurulabilecek.
Bunlara ek olarak, e-dönüşüm ile birlikte akıllı cihazlar yoluyla tüketicilere ait daha fazla veri işletmeler tarafından değerlendirilebilecek. Birden fazla kaynaktan gelen veriler, algoritmalar aracılığıyla tekilleştirilebilecek ve elde edilen sonuçlar tüketicilerin beklentilerine uygun hizmet sunabilmek üzere kullanılabilecek. Gelinen noktada hiç şüphesiz ki bu imkanları yaratan e-ticaret firmalarının varlığından söz etmek mümkün. Dolayısıyla sadece birkaç yıl içinde e-ticaretin söz konusu duruma erişeceği ve daha uzak geleceğin temellerini atacağı kesinlikle öngörülebilir.
Çağın ötesine göz kırpanlar

İçinde bulunduğumuz ve endüstri 4.0 olarak da anılan dijital çağa uyum sağlayabilmek isteyen firmaların, insan ve teknoloji ile birlikte bilgiye yatırım yapıyor olmaları şart. E-dönüşüme start verildiğinde ise insan gücünün bilgiye dayandırılarak teknolojik yeniliklerle birleşmesi ve nihayetinde iş süreçlerinin pratikleşmesi, yeni iş modellerinin ortaya çıkması ile karlılığın artması da söz konusu olabiliyor.
Bu doğrultuda Türkiye’de dijital dönüşüm süreci henüz hedeflenen noktaya ulaşamasa da, pek çok sektörde birçok önemli uygulamaya imza atan firmalardan bahsetmek mümkün. Ancak yine de dijitalleşme yolunda gidilmesi gereken epey yol var gibi görünüyor. Accenture Dijitalleşme Endeksi sonuçları da bu yargıyı doğrular nitelikte. Buna göre 2016 yılında Türkiye’nin dijitalleşme endeksi puanı yüzde 61’di. Fakat özellikle işini geleceğe taşımak adına dijital dünyaya adım atan KOBİ’lerin sayısı arttıkça, Türkiye’nin bu anlamda kayda değer bir ilerlemeye imza atacağı rahatlıkla öngörülebilir.
Bu perspektiften dünyaya baktığımız zaman, dijitalleşmenin önemini çoktan kavrayan ve pazardaki diğer firmalara ilham veren uygulamaları ile öne çıkan çok sayıda girişimden bahsetmek olası. 90’lı yıllarda ekonomik anlamda düşüşe geçen oyuncak firması LEGO’nun e-dönüşüm sayesinde yarattığı başarı hikayesi, bu anlamda güzel bir örnek olabilir. 2004 yılında artık iflasın eşiğine gelen oyuncak üreticisi, yeni gelir kaynakları arayışına girdi ve bu noktada dijital dönüşümünü başlattı. 2014 yılında mobil oyunlar, mobil uygulamalar ve filmler üzerinden yüzde 37’lik bir kar marjı elde eden LEGO, bu başarısı ile dijitalleşme ile gelinebilecek noktayı çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Tüketici beklentilerinin de dijitalleşme yönünde olduğunu vurgulayan Starbucks COO’su Kevin Johnson, rakipleri sadece bir mobil uygulama sahibi olurken Starbucks’ın tüketici odaklı bir platform yaratarak müşteri memnuniyetini artırdığına işaret ediyor. Mobil uygulama üzerinden sipariş verme ve ödeme yapabilme imkanı sunan Starbucks’ın COO’su, artık tüketicilerin temel beklentilerinin kolaylık ve kusursuzluk olduğunu ve bu isteklerin ancak dijitalleşerek karşılanabileceğini ifade ediyor.
1998’de kurulan ve çıkış noktası DVD kiralama olan Netflix de e-dönüşüm konusunda kesinlikle ele alınması gereken örneklerden. Netflix’e ilk zamanlarında da aylık olarak abone olunuyordu. Ancak film kiralayan müşterilerin DVD’leri geri getirme zorunluluğu bulunuyordu. Milenyum çağının başlangıcı olarak anılan 2000’li yıllara gelindiğinde internet tüketiminin artışına şahit olan Netflix, yavaş yavaş online dünyaya adapte olmaya başladı. Televizyon izleme oranlarının giderek azaldığını fark etmesi ile online dizi yayınını devreye alan firma, şimdilerde kendi dizi ve filmlerini çekerek online kullanıcılarla buluşturuyor. Netflix, sizce de son derece geleneksel bir firmanın e-dönüşüme ayak uydurarak zamanla dünya markası olabileceğinin en büyük kanıtlarından biri değil mi?
Modern tüketim alışkanlıkları, tüm kurumları dijitalleşmeye teşvik ederken eski huylarından vazgeçemeyen firmaların ne yazık ki kendi sonlarını yazdıklarına şahit oluyoruz. Buna karşın, geleneksel iş yapış modelini teknoloji ile bütünleştiren inovatif vizyona sahip işletmelerin bir sonraki nesilde dahi varlıklarını sürdürdüğünü görebileceğiz.
Diğer e-ticaret makalelerini okumak için tıklayın.
E-ticaret Çağı Aralık sayısını ücretsiz okumak için tıklayın.




















