Şirket ortakları tarafından şahsi olarak kullanılan kredilerin şirkete kullandırılması durumu
Günümüzün zorlu ekonomik koşullarında şirketler, finansman ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli yollara başvurmaktadırlar. Normal olan durum tabi ki banka veya finans kuruluşu aracılığıyla bu fonların elde edilmesi ve üzerinden hesaplanan faiz tutarının yasal defterlere gider olarak kayıt edilmesidir.
Ancak günümüz şartlarında her zaman ideal durum böyle olmamaktadır. Bu noktaya iten sebepler;
– Yeni kurulan şirketlerin yeterli bilanço zenginliğine ulaşamamış olması nedeniyle banka ve finans kuruluşları tarafından kredi çıkmama durumu,
– Banka ve finans kuruluşlarının kredi şartlarından önemli bir tanesinin de şirket ortaklarının şahsi kefaletini alma isteği,
– Çok düşük sermaye ile kurulan şirketlerde neredeyse kuruluşunun ilk ayından itibaren teknik iflas pozisyonuna düşülmesi olarak sayılabilir.
Şirketler kuruluşlarının başlangıcında çok büyük satış hacmine ve dolayısıyla fona kavuşamıyorsa seçenekler:
– Sermaye artırımı: Eğer sermayenin ödenmeyen kısmı da yeterli bir girdi sağlamıyorsa belli bir noktaya kadar fayda sağlayacağı açıktır.
– Banka ve finans kuruluşlarından kredi almaya çalışmak: Yukarıda sayılan sebeplerle alınma ihtimali yeni kurulan şirketlerde çok fazla değildir.
– Şirket ortakları tarafından şirkete borç verilmesi durumu:
Şirket ortakları kendi şirketlerine sermaye borçlarını ödüyorlarsa problem yoktur. Sermaye yetersiz olduğu halde sermaye artırmıyor ve şirkete borç veriyorsa bu durum biraz vergi kanunlarına göre sıkıntılıdır. Kurumlar vergisi beyanında da örtülü sermaye kapsamında ortakla ilişkili işlemler bölümünde bu konu detaylandırılmaktadır. Bu fon ile alakalı faiz ödemesi yapıldı ise bu bilgi de eklenmektedir. Çoğunlukla bu borçlar sermaye yetersizliğinden dolayı geri ödenmeyip sermayeye ilave edilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki bu durum sonuç olup bu noktaya gelene kadar cari hesabın varlığı vergisel risk doğurmaktadır.

Şirket ortakları tarafından şahsi olarak kullanılan kredilerin şirkete kullandırılması durumu:
1 seri no’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin “12. Örtülü sermaye” başlıklı bölümünde konu ile ilgili ayrıntılı açıklamalar yer almakta olup anılan tebliğin “12.2.2. Banka ve finans kurumlarından temin edilerek kullandırılan borçlar” başlıklı bölümünde; “ortaklar vasıtasıyla kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz’’ denmektedir.
Buna göre, kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin banka veya finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla, yani kredi sözleşmesinin içerdiği vade, faiz oranı ve benzeri kullandırılma şartlarında herhangi bir değişiklik yapılmadan kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar, örtülü sermaye kapsamı dışında tutulmuştur.
Yani kredibilitesi olan grup şirketinin, anılan kaynaklardan temin edip ihtiyacı olan diğer grup şirketlerine aynı şartlarla kısmen veya tamamen aktardığı krediler örtülü sermaye tutarının tespitinde borç olarak dikkate alınmayacaktır. Dolayısıyla, grup şirketinin finans kuruluşlarından temin etmiş olduğu krediyi, aynı faiz ve vade ile birden fazla şirkete paylaştırması durumunda örtülü sermayeden söz edilemeyecektir.
Bu borçlanmalar örtülü sermaye dışında tutulduğundan, şirketlerin finansman ihtiyacını karşılamak üzere şirket ortaklarının bankadan şahsi olarak temin ettikleri kredileri, tamamen aynı şartlarla şirkete kullandırmaları ve bu durumun ispat edici vesikalarla belgelendirilmesi halinde, söz konusu krediler dolayısıyla katlanılan faizlerin ve masrafların şirketler tarafından kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.
Diğer e-ticaret köşe yazılarını okumak için tıklayın.
E-ticaret Çağı Haziran sayısını ücretsiz okumak için tıklayın.




















